Yazınlarım

Bir Hikaye: Dağınık Masa

Bir şeyler yazmayı bırakalı uzun zaman olmuştu. Masasının ortasında duran kağıt yığınları kim bilir kaç zamandır oradaydı. Hiç farkında bile değildi. Sorumlulukları üstüne üstüne geliyordu. Yorulmuş, artık nefes almak istiyor, boğuşuyor, can havliyle sorumluluklarının üstesinden gelmeye çabalıyordu.

Son zamanlarda kendi hayatında olsun, çevresinde olsun, hatta ülkesinde bile yorgunluk seslerini duyar olmuştu. Herkes yorgundu. Herkes bıkkındı. Ya da gözü öylesine kör olmuştu ki yorgunluktan, herkesi kendisi gibi yorgun hissediyordu. Bunları bilmiyordu.

Tembel bir pislik olarak nitelendiriyordu kendini, kalkıp bir şeyler yapmak yerine bu durumdan şikayet edecek kadar kötü bir pislik hem de. Bir şeylerin düzelmesi için kendisinden başka çabalayacak kimse yoktu. Bunu görmemek için ahmak olmak gerekiyordu ve o bir ahmak değildi.

Başarılı olmuş insanları aklına getirdi. Bir bilim adamını, bir yazarı, bir mühendisi, bir doktoru, bir filozofu… Hepsinin ortak özelliği ise tembel olmayışlarıydı. Tembel olup bundan şikayet eden herkes tarihin arka sayfasında bile yer almadan kaybolup gitmişti. Dile kolay milyarlarca insan gelmiş geçmiş, elde kalan ve bilinen insan sayısı buna oranla %1 bile etmemişti. Kendisi de arka sayfada yer almayacak biriydi belki ama unuttuğu çok önemli bir nokta vardı ki, kendi hayatındaki ve dokunduğu her hayattaki kitaplarda yer alıyordu. Arka sayfasında değil.

Kendi değerini düşünürken, bu farkındalık içinde yavaş yavaş görmeye başladı. Dünyanın tarihine kazılmış bir isim mi, yoksa dokunduğu her hayatta anıldığı takdirde tebessüm olan bir isim mi olmak? Yine de ikisinde de yapması gereken tek bir şey vardı. En azından başlangıç olarak. Tembelliği bırakmak. Bir an önce bu kötü alışkanlıktan vazgeçmesi gerekiyordu.

Masadaki kağıtlara baktı, sorumlulukları aklına geldi, yoruldu, zihni yoğundu. Düşündükçe bile içi kararıyor, nasıl yapacağım hepsini diye içinden geçiriyordu. Bir yandansa zihninde yankılanan ses, eğer başlamazsa hep bu noktada kalacağını hatırlatıyordu.

Ayağa kalktı, yattığı kanepe yıllanmış geldi. Bordo rengi, siyaha çalıyormuş gibiydi. Gözlerini ovaladı. Bu kadar da olmaz diyen yüreğinin sesine kulak verdi. Masaya geçti. Yarım kalan ilk kağıdı eline aldı. Yazdığı yazıya baktı. Karamsarlık doluydu. Tembellik ruhuna işlemiş gibi. Sildi ve sil baştan yazmaya karar verdi. Şimdiyse tek korkusu bu kararlarından vazgeçme ihtimaliydi.

İçinde kopan fırtınalar düşünmesine, yazmasına engel oluyordu. Ama yine de inat etti. Artık insanların hayatına dokunmak istiyordu. Arkada kalan değil, bir dost olarak metinlerin içinde yer alan olmak istiyordu. Tembelliği yüzünden son zamanlarda neler kaybetmemişti ki…

İşte şimdi hepsini toparlama şansı eline geçmişti. Zihnini zorladı ve tekrar yazdı. Bunlar umudun ilk ışıklarıydı.

Yazar hakkında

Mehmet Ömer MEŞEGÜL

1 yorum

Bir Cevap Yazın

%d blogcu bunu beğendi: