Yazınlarım

Bir Hikaye: Emekliler Sokağı

Neyi nasıl yapacağına dair onlarca fikir arasından hangisini yapacağına karar verdiğine inanarak yürümeye başladı. Düşünceler öyle bir hız almıştı ki, yürüyüşünün hızının farkında değildi. Etrafındakiler ise nereye geç kaldı bu adam, koşsa daha az efor sarf eder diye düşünüyorlardı. O bunları göremeyecek kadar düşünceli ve mutsuzdu. İşler bu raddeye nasıl geldi, bilmiyordu. Yürüdüğü sokakların güzelliğini fark edemeyecek kadar düşünceli yapan neydi, merak konusu da buydu.

Asfalttan bozma kaldırımların ayağını ağrıttığını düşündü bir an için. Ne ara bu sokağa gelmişti, her şeyin başladığı, dönüm noktası olarak nitelendirdiği bu malum yerde ne işi vardı, koca şehirde gidecek hiç mi bir yer yoktu? Ne yapacağını bir an için unuttu.

Gözleri yürüyüşünün etkisiyle mi, hüzünden mi dolmuştu bilinmez ama dolu gözlerle etrafı süzmeye başladı. Gökyüzünden boşanan yağmurun ıslattığı saçlarına elini attı. Kirli camlardan yansıyan yüzüne ve bu denli kirli olmasına rağmen saçlarının aklarını gösteren camlara küfürler savurdu. Sinirini çıkaracak bir şeyler aramaya koyulduğu belliydi. Camlardan yansıyan şehrin meşgul insanları onun hiç farkında değildiler. O da kimsenin farkında değildi, yanı başında duran dilenci gibi.

Şehri sokak sokak gezmeyi çok sevdiği zamanlarda burası onun için muazzam bir yerdi. O zamanlar burası sadece onunmuş gibiydi. Sonraları kalabalıklaşan, birbiri ardına açılan dükkânlar, kafeler… İlk günkü esrarengizliğinin gitmesinin yanı sıra, burada tanıdığı birçok insan da şimdi dünyada yoktu.

Emekliler sokağı diyordu buraya. Kendince öyle bir isim takmış, bununla da eğleniyordu. Hiçbir zaman yaşlanmayacakmış gibi… Şimdi 50 yaşına dayamış olmak bir an için terletti kendisini. En baştaki o düşüncelerin hızıyla yürüyen adamdan geriye düşünceler içinde yorgun kalmış, cam karşısında kendini dakikalardır izleyen birine dönüşmüştü. Ne ara bu hâle geldim sorusundan kurtulmak için, yapmak istediği şey aklına geldi.

Kafasından geçenleri birine anlatsa, karşısındakinin kahkahalarla eşlik edeceğine emindi. Kimse birkaç saatliğine yalnız kalmak için saatlerce insanlar arasında koştur koştur yürümeyi doğru bulmazdı ona kalsa. Zaten ona kalmış olsa, çoktan uçup gitmişti kimsenin kimseyi tanımadığı, selamların bile unutulduğu yerlere. Yapamazdı, tüm sorumluluklarını bir yana bırakıp, hiçbir şey bugüne kadar yaşanmamış gibi davranamazdı. Davranmayacaktı da, birkaç saat yalnızlık için ömür boyu kalabalığa mahkûmdu.

En sonunda düşündüklerini yapmaya karar verdi. Tam 30 yıl önce, bu sokakta gördüğü o insanı tekrar görmeye gelmişti. Hayatında ilk defa tüm sorumluluklarını bir kenarı atıp, yarın hiç olmayacakmışçasına anı yaşamak için adımlarını tekrar hızlandırdı. Beraber geçen zamanların hatrına iki dakika sohbet ederiz diye düşünüyordu. Yıllardır bir kez bile haber almaya çalışmamıştı. Zaten sokaktaki herkes de değişmişti. Belki o da gitmiştir diye iç geçirdi. Bir yandan evde bekleyen eşi, çocukları aklına geldikçe mide bulantısına eşlik eden çarpıntıyla birlikte gözlerini yumuyordu.

Ellerini kapının tokmağına götürdü. Yavaş yavaş, korka korka, sanki bir yanı keşke kapı açılmasa diyerek tokmağı kapıya vurdu. Kapı açıldığında karşısında 30 yıl önce gördüğü kadının hala aynı yaşta olduğu yanılgısına kapıldı. Semra diyebildi korka korka, kapıyı açan kadının düşen yüzünden, niye geldim ki sorusunu düşünmeye başladı anında. Kafası karman çorman, midesi allak bullak, ruhu ise hiç olmadığı kadar ezilmişti. Kulak çınlamasından önce duyduğu şey, annem yıllar önce vefat etti cümlesiydi. Uyandığında hastanedeydi.

Yazar hakkında

Mehmet Ömer MEŞEGÜL

Bir Cevap Yazın

%d blogcu bunu beğendi: