Yazınlarım

Bir Hikaye: Hep Aynı Terane

Rüzgârın sesi pencereleri aşıp içeriye dolduğu sıralarda, üşüyerek uyandı. Böyle bir evde neden yaşadığını kendine sorup duruyordu sürekli. Cüzdanının boşluğunu gördükçe yutkunup, soruların cevabını kendine itiraf etmekten vazgeçti. Hayat ne kadar da zordu ona göre.

Milyarlarca insan arasından en sefili benim diyerek dolabın kapısını açtı. 2 gün önceden kalan ekmeği fark etti, zaten içinde başka da bir şey yoktu. Dolabın karşısındaki kanepenin üzerinde duran örtüyü toplamayı düşündü bir an, yarın da aynı şekilde olmayacak mı sorusuyla vazgeçti, uyuduğu kıyafetleriyle dışarı çıktı. Kapının önündeki yırtık, yıllanmış ayakkabısını giydi.

sarapci_664323_m.jpg (700×488)

Apartmanın önündeki insan topluluğu dikkatini çekmişti. Herkes toplanıp bir şeyleri izliyordu. Acaba ne olabilirdi ki? Merakına yenik düşmemesi gerekiyordu. Çoktan iş aramaya başlamalıydı. Sabah sekizde başlaması gerektiği hâlde şu an saat on ikiden birkaç adım öteye ulaşmıştı bile. Rüzgârın etkisiyle tir tir titriyor, yağmurdan hızlıca kaçmaya çalışıp, bir yerlere girmeye, sığınmaya çalışıyordu.

Her girdiği yerde ilk dikkat edilen şey üstünün başının hali, saçının sakalının birbirine karışmış şekliydi. Genelde girdiği yerlerden kovuluyordu. İnsanlar ondan bir ucubeymişçesine kaçıyor hatta bazen kovalıyor, tartaklıyor, kapının önüne atıyorlardı.

İnsanlarda merhamet çoktan sadece bir kelime olarak kalmış, herkesin vazgeçtiği eski inançlardan biri hâline gelmişti. Herkeste bir korku, herkeste her an bir saldırıya uğrayacakmış korkusu, hiç ardı arkası gelmeyen bir şekilde devam ediyordu. İnsanların bu hâline üzülüyordu, ancak en çok üzen şey, camlardaki yansımasıydı. Vazgeçmiş birini görüyordu. Gözleri şiş şiş, burnu kıpkırmızıydı.

Aklına yeni yeni geliyordu dün gece yaptıkları, yine bir yerde dilenmiş, aldığı, hatta ben bunları kazandım diye düşündüğü parayı, gidip şarap alarak harcamıştı. Utanıyordu, alkolik olmak istememişti, hayat ona böyle olması gerektiğini hatırlatmıştı, ya da o hep böyle düşünüyordu, çünkü vazgeçmişti.

tumblr_mfui7uSELe1r44q44o1_1280.jpg (1054×704)

İnancını paramparça eden o olaydan sonra, tek sığındığı şeyi alkol olarak görüyor, yemek yemeyip, kendine herhangi bir şekilde dikkat etmeyip, bu bohem haliyle, en çok olmak istemediği kişiye dönüşüyordu. Sokak şarapçısı olmuştu. Şimdi tek istediği hayatına biraz çeki düzen vermekti, ancak ne yapacağını bilmiyordu, her girdiği yerde karşılaştığı tavır; nefretine nefret, öfkesine öfkekorkaklığına korkaklık katıyordu.

Saat akşam altıya çoktan ulaşmıştı. Dışarıdaki rüzgâr ve yağmur ikilisi yerini kara bırakmıştı, üstünde bir ceket bile yokken sokaklarda ne yapacağını bilemeden dolaşıyordu. Etrafındaki herkes ondan daha zengindi, herkes lüks, sıcacık kıyafetler içindeydi. En kötüsünün ayakkabısı bile yırtık değildi. Yüzü kıpkırmızı oluyordu her dakika utancından.

Sokak her saniye daha da kalabalık olmaya başlamaktaydı. Aklına bir fikir gelmişti, hayır bunu yapamam diye diretiyordu zihnine ancak yapacaktı. Son kaç aydır böyle olmuştu bilmiyordu bile. Önce ailesini, daha sonra işini kaybetmiş, ne yapacağını bilmeden ortada kalmıştı. Ardından iş aradığı günler boyunca hep aynı sonuca varmış, her gece kalabalık bir yerde kendini bulup, dilendikten sonra şarabını almıştı.

Sanki kendisi değil de ayakları kalabalık yerlere getiriyordu, öyle düşünüyordu. Tekrar oturdu bir köşeye, ellerini semaya açtı. Tanrıya dua edercesine açmış ancak yardımı sokaktaki insanlardan diliyor, bekliyordu. Bir saat olmadan kar altında kalan bu hâline acıyan, merhametini bu şekilde gösterebileceğine inanan insanlar, eski geleneklerimize bağlıyız hissiyle, birer bozuk para atıyorlardı.

Tam birisi daha bozukluk atarken, o kişinin bugün iş istediği lokanta sahibi olduğunu anımsadı. Merhamet sahi neydi? İş isteyen birini tekme tokat kovarak bir yerden attırıp, akşamında ona dilenirken para vermek miydi?

Bunları düşünürken cebinin iyice dolduğunu ve köşedeki polisleri fark etti. Olanca gücüyle soğuğa karşı koyarak hareket etmeye başladı. İlk girdiği büfeden şarabını aldı ve içe içe rutubetli tek odalı evine döndü. Sabah yine unutarak, geç uyanarak uyanacaktı, anımsıyor, utanıyor, yapacak başka neyim var ki diye düşünüyordu. Aynı şey oldu, içti, sızdı ve sabah uzun bir süre, geceyi anımsayamadı

Yazar hakkında

Mehmet Ömer MEŞEGÜL

Bir Cevap Yazın