Yazınlarım

Bir Hikaye: Kayboluş ve Paranoya

Uyandığında bulunduğu yerin neresi olduğunu küçük bir anonsla duydu. Buraya kadar uyumuş olduğuna şişmiş gözlerle şaşırarak bakmaya başladı. İlk fırsatta ters istikamette gitmesi gerektiğini, evini bulması gerektiğini hissetmişti, içindeki enerjisini ise saklaması gerektiğini. Bıraksalardı 20 kilometrelik yolu koşarak gidecekti. Bırakmayan, engel olan da yoktu. Yalnızlığını en yüksek dozda hissediyordu. Hissedecekti de.

Evin yolunu anımsamaya çalışıyordu. Enerjik beden, yorgun zihin ve sonu gözükmeyen karanlık bir sokakta yürümeye devam etti. Etraftaki binalarda birkaç ışık açıktı, şehir uyumuştu, herkes de onu unutmuştu. Sokak lambaları bile uykuya dalmış, köpekler havlamayı bırakmış, kediler çöp kenarlarında sinmiş ve kuşlar sabahın ilk ışıklarını ağaç dallarında beklemeye başlamıştı. Ölü biri, ölü bir şehirde volta atıyordu.

Böyle olmamalıydı bu gece diye geçirdi zihninden, hâlbuki gece daha yeni başlıyordu, farkında değildi. Yanına yanaşan arabanın kornasıyla kendine geldi ne kadar gelebilecekse. Arabaya atlamasını isteyen iki adamın sonu bilmeyen bir yola götüreceğinden habersiz bir şekilde kapıyı açıp atladı içeriye. Ne olacaksa olsun derken bile mağrurdu. Zihninden geçenleri toparlayamayacak kadar dağınık bir haldeydi, arabadakiler de bunun farkında.

Biraz süren gezme ile samimiyet kurulmuştu, nasıl bu kadar hızlı samimi olduk sorusunu asla kendisine sormadı ya da sorunca cevap veremeyecek olmanın korkusuyla içindekileri susturuyordu. Köşe başlarında duran birkaç polisin el kaldırması ile irkildi. Bir problem olacakmış hissi uzun zamandır hiç böylesine içine sinmemişti. Küçük bir sorgu, ruhsatsız bir silah ve adam yaralamaktan aranan bir adamla beraber sorgulanacaktı. Bir şekilde kaçması lazımdı. Bir şekilde…

Sorguya mahal kalmadan çıkardı kimliğini, arabanın gelip yanaştığından bahsetti, yanındakilerinin kan kusan gözlerinden kaçınmaya çalışarak kendini kurtarmayı hedefliyordu. Hedeflediği şeyi başarmıştı da, kısa bir sorgu, adamların onaylayışı ve bu iş burada bitmedi bakışı derin nefes aldırmıştı, çok da derin nefes almaması gerektiğini öğrenecekti bu gece. Kimseye güvenme sesleri kafasının içinde dönüp dururken, o arkasına bakmadan gitmeyi hedefliyordu. Gitti de, evin yolunu anımsamaya çalışarak gitti.

Bir saat geçmeden aynı arabanın yanaştığını gördü. Görmez olsaydı, koşsaydı, bir şekilde kaçsaydı. Düşündüğü buydu. Arabadan koşarak kaçmak… Zihni bu denli bulanıktı, bunalmıştı. Arabanın sağ camını açan adamın “Kardeş, senin amacın ne?” sorusuyla mide bulantısı başlamıştı. Aralarında geçen sohbet o kadar huzursuz etmişti ki, ölüm tehditleri, yalan söyleyişleri, yalanlarının ortaya çıkması, her şeyi açık etmesi, hiçbir şey olmayacak derken her şey bitti algısı… Midesinin bulantısını belli etmemek için art arda içtiği sigaraları gören adam bile, bu kadar içme diyecek kadar acımıştı ona. Öldürmek istediği insana acıyacak kadar serseri ruhlu birinin boş tehditler ettiğini düşünerek iyiden iyiye açtı kendini. Anlattı neden bu denli hissettiğini, neden kaçtığını, neden evin yolunu bile anımsayamadığını. Biraz önce öldüreceğini bahseden adamdan, bir abi tavsiyesi, bu yaşam tarzını bırak cümlesini duyunca tebessüm etti, dediği son cümle, hatırlarsam yapacağım oldu.

Yazar hakkında

Mehmet Ömer MEŞEGÜL

Bir Cevap Yazın

%d blogcu bunu beğendi: