Yazınlarım

Bir Hikaye: Bu Savaşın Galibi Sorular

Sağlıklı düşünemiyorum…

Ne ara bu raddeye geldiğini anlamadığım bir hayatın tam orta noktasındaymışım gibi hissediyorum, geride bıraktıklarım, şu anın karanlığı ve ileride nelerin olacağını bilmediğim bir an. Sanki tam yaşadığım zaman kadar yaşayıp da ölecekmişim hissi. Bugün orta noktasındayım. Bu bir sanrı, ne kadar gerçek olabilir ki?

Umutsuzluğun beden bulmuş halisin.” Bu cümle sanki tam olarak şu ân için yazılmış. Umutsuzluğun son raddesine kadar yüreğimin derinlerinde bir acı var, yıllardır orada uyuyan bir şey uyanmış da bağırıyor, sevgi nerede, merhamet nerede, nerede o eski insanî duygular taşıyan canlı. Mekanikleşmiş gibiyim. Birkaç âna bağlı yaşayan, düşünebilen ama hissedemeyen bir canlı… Bu his bitmiş artık tekrar bir şeyler hissetmelisin diye bağıran bir varlık yeniden can bulmuş. Sanırım öyle, hislerin yeniden yoğunlaşması, yeniden hissedebilme kavramı, bu sağlıklı düşünmeme engel, toparlayamıyorum, her şey karışık, berraklığını yitirmiş şekilde.

Soru, Quiz, Düşünüyorum, Düşünme, Yanıt, Beyin

Unutulmuş hislerin bir ânda hissedildiği ândayım. İnsanlığın yüzyıllar boyu bu ân için bugüne geldiği sanrısı, yeniden insan olabilme ihtiyacı, duyguların karmaşası, binlerce soru…

Binlerce tilkiyi bir kafese hapsetmişler ve bu tilkilerin birbirini görebildikleri bir yer bile değil bu kafes. Soruların birbirini yinelediği, cevapsız kaldığı bir kafeste bu tilkiler çözüm peşinde. Belki de kafesten kaçabilmek için savaşıyorlar, tekrar özgürlüğüne kavuşmak isteyen bir kalbin çırpınışları gibi. Kalbin ritmini iki heceden tek heceye düşürmüş gibi “Sev” diye atmakta hissini uyandıran bir çırpınış.

caspar-david-friedrich-wanderer.jpg (475×600)

Duyguların kör olması diye bir şeyin mümkün olabildiğine olan inancın bir anda kırılması demek, bir insanın yeniden doğması demek gibi. Yeni doğmuş bir bebek kadar sağlıklı düşünemiyorum. Küçük bir rahimden, dünyanın alacakaranlığa boyanmış, içinde gökkuşağını barından hülyalarına dalmış bir çocuk kadar mutsuz, ağlayarak doğmuş düşünceler… Doğduğunda etrafını güldüren, öldüğünde etrafındakileri ağlatan düşünceler… Yeniden birini sevmeye cesaretin olması gibi bir şey, sahi, cesaret neydi?

Cesaretini kaybetmiş, korkak bir kedi gibi kuyruğunu kıstırmış, bir şeylerin parıldamasını bekleyen duygular bunlar. Düşüncelerle çatışma cesaretini yıllar sonra bulmuş ve her güçlendiği ân saldıran savaşçı duygular. Duyguların, düşünceleri yendiği ânlarda insanoğlu, varlığının o hapsolmuş duygusundan arınabildiğine inandığını hissediyor veya zannediyor ama bu kesinlikle ne bir zafer ne de bir mağlubiyet, bu normal olmaya özlem. Sevmeye, sevilmeye, sevebilmeye olan muhtaçlığın yeniden ortaya çıkışının göstergesi. İnsan tekrar nasıl sevebilir diye düşünürken savaşan ruhun normalliğe özlemi, sahi, normallik neydi?

Dayatılan milyonlarca normlar, görevler, milyonlarca yargılar… Bunların arasından birkaçını seçerek mi karakterimizi oluşturmak zorundayız? Hayır, neden bir şeylere her zaman bir anlam katma zorunluluğunu hissedecek kadar bazı şeyleri akışına bırakarak yaşamak istemeyecek canlılara dönüştük? Her şeye bir sebep-sonuç ilişkisi ile bakacak kadar mekanik olmamızı sağlayan şey ne? İnsanlığımızın bu denli eritilmesine müsaade mi edeceğiz? Onlarca, yüzlerce, binlerce aşığa küfür, hakaret, saldırganlık değil mi bu tek düze yaşam içinde mutlu olmak için sürekli çalışıp, mutlu olmayı ertelemek? Neden kendimize bu kadar zarar veriyoruz, neden duygularımıza müsaade etmiyoruz, neden sürekli düşüncelerle hareket etmek zorundayız, neden mantığın mekanikliğine kendimizi bırakıyoruz? Hep daha iyisini mi elde etmek için, sahi, iyi neydi?

Varlığın sorgusunun tam ortasında gelen bu iyi nedir sorusunun ağırlığı mı, aksi hâlde duygulardan bahsederken yine mekanikleşmeye başlayan sorulara cevap bulma isteği mi aptallık? Evet, hatta ikisi birden aptallıktır. İyinin sorgusunu boş verelim. Neden varlığın sorgusunu yapmak zorundayız, neden bu kadar mekanik olmak zorundayız? Yine bir sürü soru işte. Sormak yerine bir kez olsun bu anları yaşamaya çalışmayan insanların hiçbir zaman bunların cevabını bulamaması, asırlardır tartışması kadar ironi dolu bir dünyada yaşıyoruz, hep bir cevap bulma hastalığı. Bırakalım da cevap bulmayı, cevabını bilmediğimiz sorularla yaşamaya alışalım. Hangi insan tüm soruların cevabını bulabilmiş ki, bunun için savaşalım?

Why Critical Thinking Is So Important

Duyguların güzel olduğunu ileri sürmek istemiyorum, duygu duygudur, düşünce de düşünce. Artık bir şeylere bir şeyleri anlamlandırmak zorunda olmamalıyız, bunun nereye varabileceğinin bir sınırı hakkında kimin fikri var ki? Bir şey iyi ya da kötü, güzel ya da çirkin olmak zorunda değil işte, cevap bu kadar basit, bir şey bir şeydir. Hepsi bu, bu savaştan kaçmak gerek.

                                                                                                                        03.41

Bunların her birini düşünürken savaşından kaçmaya başlamış, yorulmuştu artık. Uyumaya karar verdi. Kâbus göreceğini düşünüyordu, sorguların ardındaki her gecede olduğu gibi. Şimdi nasıl rahat uyuyabilecekti ki? Günün yorgunluğunu uzandığı ân ile birlikte fark etti. Ayaklarının titreyişini, kollarının halsizliğini… Şimdi savaşımını çoktan unutmuş gibiydi. Ancak bu sefer gerçekten sevebilme cesaretini toplamıştı, yarın nasıl bir güne uyanacağını düşünemeden, yorgun argın bir şekilde uyuyakaldı.

Yazar hakkında

Mehmet Ömer MEŞEGÜL

Bir Cevap Yazın

%d blogcu bunu beğendi: